İnternette gezinirken bu fotoğrafa rastladım. Fotografta Singapurun dünü ve bugünü gösteriliyor. Singapur 1950 Yılında Malezya’ya bağlı fakir bir ada iken bugün dünya ekonomi çevrelerinde kendine yer bulmuş, saygın üretken ve halkı çağdaş modern bir yaşam sürüyor. Gecekondulardan gökdelenlere plazalara kavuştular.

Bu kalkınmanın en önemli zemini eğitim olurken, vatandaşlarını dilencilikten çıkarıp eğitilmiş işgücüne dönüştüren ve ülkeyi kalkındıran bir yol çizebilmişler.
Güney Kore Yetmişli Yıllarda soğuk savaşın da etkisi ile diktatörlük postaları altında ezilen siyasi satranç tahtasının bir manivelası durumundaydı. 1980 li yıllarda gelişen üniversiteleri sayesinde dünya devleriyle rekabet eden otomobil ve elektronik markalarına sahip oldu.
Ülkemiz ise 1940 yıllara gelindiğinde Uçak fabrikasına sahip bir ülkeyken, ilk otomobilini 1960 yılının başında üretirken bundan elli altmış yıl sonra hala uluslarası devler arasında yerini almış bir markaya sahip değil.
Finlandiya başta olmak üzere İskandinav ülkeleri de benzer süreçler yaşamış savaşlara rağmen kalkınmasını ve modern yaşam tarzına kavuşabilmiş ülkelerdendir. Yine Almanya iki büyük dünya savaşından yenilgiyle ayrılmasına rağmen sanayiisi ile dünyada hala en önemli lider ülkelerdendir.
Peki bu örneklerle aramızdaki fark nedir ki biz bir türlü kalkınamıyoruz büyüyemiyoruz, iç sorunlarımızla boğuşuyoruz. Hala beslenme, barınma, sağlık ve eğitim haklarında yeterli ve doğru biçimde yararlanamıyoruz.
Coğrafyamız mı kötü, topraklarımız mı verimsiz, doğal felaketler mi bizi engelliyor.
Kalkınmanın Anahtarı: İyi Yönetim mi, Coğrafya mı?
Singapur’un çarpıcı dönüşümü, Güney Kore’nin yükselişi ve Finlandiya’nın savaş sonrası başarı hikayeleri, Türkiye’ye ayna tutan önemli örneklerdir. Bu ülkeler, benzer coğrafi ve tarihi zorluklara rağmen nasıl kalkındı ve dünya sahnesinde önemli bir yer edindi? Peki, Türkiye neden aynı başarıyı yakalayamıyor?
Kalkınmanın Motoru: Eğitim ve İnovasyon
Singapur’un başarısının temelinde, eğitime yapılan büyük yatırım ve insan kaynağının etkin kullanımı yatmaktadır. Ülke, vatandaşlarını geleceğin iş gücü için yetiştirerek ekonomik büyümeyi tetiklemiştir. Güney Kore de benzer şekilde, eğitimde reform yaparak ve Ar-Ge’ye öncelik vererek dünya devleriyle rekabet edebilecek bir sanayi yapısı oluşturmuştur.
Finlandiya ise eğitimde eşitlik ve kaliteyi bir araya getirerek, vatandaşlarının potansiyellerini en üst düzeye çıkarmıştır. Bu ülkelerdeki ortak nokta, insan kaynağına yapılan yatırımın, ülkenin rekabet gücünü artırdığıdır.
Türkiye’deki Eksik Halka: İyi Yönetişim
Türkiye’de ise durum oldukça farklıdır. Ülkemiz, zengin doğal kaynaklara ve stratejik bir konuma sahip olmasına rağmen, potansiyelini tam olarak değerlendirememektedir. Bunun başlıca nedeni, iyi yönetişim eksikliğidir.
- Siyasi İstikrarsızlık: Sık sık yaşanan siyasi krizler, yatırımcı güvenini zedelemekte ve uzun vadeli planların yapılmasını engellemektedir.
- Kötü Yönetim: Yolsuzluk, nepotizm ve liyakatsiz atamalar, kaynakların etkin kullanılmasını engellemekte ve kamu hizmetlerinin kalitesini düşürmektedir.
- Eğitimde Eşitsizlik: Eğitimde fırsat eşitsizlikleri, toplumdaki gelir uçurumunu derinleştirmekte ve ülkenin insan kaynağının verimli kullanılmasını engellemektedir.
- Kutuplaşma: Siyasi kutuplaşma, uzlaşma kültürünü zayıflatmakta ve ülkenin ortak hedeflere odaklanmasını zorlaştırmaktadır.
Çözüm: Sistematik Bir Değişim
Türkiye’nin kalkınması için köklü bir değişim kaçınılmazdır. Bu değişimin temelini, aşağıdaki adımlar oluşturabilir:
- İyi Yönetişim İlkeleri: Şeffaflık, hesap verebilirlik ve liyakat gibi iyi yönetişim ilkelerinin tüm devlet kurumlarında uygulanması gerekmektedir.
- Eğitimde Reform: Eğitim sisteminin çağın gerektirdiği şekilde yeniden yapılandırılması ve herkese eşit eğitim fırsatı sunulması gerekmektedir.
- Adalet Sisteminin Güçlendirilmesi: Adalet sisteminin bağımsızlığı ve etkinliği sağlanarak, yatırımcı güveninin artırılması gerekmektedir.
- Siyasi İstikrar: Uzun vadeli planlar yapabilmek için siyasi istikrarın sağlanması ve siyasi kutuplaşmanın azaltılması gerekmektedir.
- Sivil Toplumun Güçlenmesi: Sivil toplum kuruluşlarının etkinliği artırılarak, kamuoyunun denetleyici rolü güçlendirilmelidir.
Türkiye’nin kalkınması için coğrafi konumu veya doğal kaynakları değil, iyi yönetişim ve güçlü kurumlar belirleyicidir. Ülkemizin potansiyelini ortaya çıkarabilmek için, siyasi iradenin yanı sıra toplumun tüm kesimlerinin ortak bir çaba göstermesi gerekmektedir. Aksi takdirde, Türkiye, kaybolan yılların acısını çekecek ve bölgedeki diğer ülkelerin gerisinde kalmaya devam edecektir.
Maalesef eğitim sistemimiz çöktü yüzlerce üniversitemiz var lakin dünyada üniversite sıralamasında ilk 100 e giren üniversitemiz yok, çok verimli ovalara sahibiz lakin savaştaki Ukrayna dan tahıl ithal ediyoruz medeniyetlerin doğduğu topraklardayız her yerimizden tarih akıyor fakat Eyfel kulesi kadar turist ziyaret etmiyor reklam yapamıyoruz! 180 milyar dolarlık zeytin yağı ithalat potansiyelimiz var lakin biz sadece 510 milyon dolarlık ithalat yapabiliyoruz Antep fıstığında kayısıda fındıkta dünya sıralamasındayız çiftçi değilde aracılar kazanıyor malesef denetleme yok atı alan Üsküdarı geçiyor ! Umarım seçimlerde meclise girersiniz sayın hocam ülkenin sizin gibi okumuş bilinçli vekillere ihtiyacı var bir kişi ne yapar bilemem ama bilgili bir kişi onbinleri eğitir düşüncesindeyim. Saygılarımla…