Ankara: Bozkırın Kalbindeki Devrim Şehri
Ankara, soğuk rüzgarların ardında sıcak anıların, gri bulutların ardında mavi düşlerin saklandığı bir şehirdir. İlk bakışta sert, beton binaları ve geniş bulvarlarıyla mesafeli dursa da, derinlerinde binlerce hikaye barındıran vefalı bir memlekettir.
Ankara sadece bir şehir değil, bir fikirdir. Atatürk’ün gözlerinde yanan bağımsızlık ateşinin ete kemiğe bürünmüş halidir. Bozkırın ortasında yeşeren bir direniş, bir milletin yeniden doğuşudur.
Ankara’da deniz yoktur ama dalga dalga büyüyen bir umut vardır. Sahil yoktur ama devrimlerin kıyıya vurduğu bir milletin yüreği vardır. Rıhtım yoktur ama meclis kürsüsünde yükselen irade vardır. Vazgeçiş yoktur, “ama”sız bir kararlılık vardır.
Ulus’un taş sokaklarında geçmişin ayak izleri, Meclis’in duvarlarında kurtuluş mücadelesinin fısıltıları yankılanır. Kızılay’ın kaldırımları halkın demokrasi yürüyüşünün coşkusunu taşır, Anıtkabir’in sessizliği koca bir milletin minnetinin çığlığıdır. Ankara, Cumhuriyet’in kalbidir. Her sokağında bir mücadele, her meydanında bir zafer saklıdır.
“Ankara ciddiyeti” diye bir şey vardır. Karşısına çıkan her sorunu çözmek için adımlarını sağlam atar, bazen gür bir sesle, bazen de derin bir sessizlikle yol gösterir. Sana artık kalkman, yürümen gerektiğini duruşuyla hatırlatır.
Ankara’yı sevmeyenler, Ankara’yı tam olarak yaşamamışlardır. Ankara’yı sevmek zordur; önce seni kucaklamaz, hatta sınar, çıkmaz sokaklara sokar. Her köşe başında karşına çıkan zorluklar seni güçlendirir. Başlangıçta soğuk ve mesafeli olsa da, kollayıcıdır Ankara, sahip çıkar sana.
Ankara, devrimin ayak sesleridir. Bu devrim bazen bir kalem, bazen bir irade, bazen bir başkaldırıdır. Saraylı kölelerin biatına karşı, liyakattir, ciddiyettir. Ankara direniştir, sestir. Ankara biziz!